Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
16 Mart 2013 Cumartesi
osman abi
Yıllarca görmediğin arkadaşını görmek gibiydi onu görmek. Aslında babamın iş arkadaşının eşiydi. Hayatıma parça parça girer, her girişinde de gülümsemeler bırakırdı.
*Kızılaydan bize arabayla gitmiştik. Evimi ben tarif etmiştim. Ev tarifinin heyecanını anımsıyorum. Kapının önünde arabada oturuyoruz. Babannemi yoldan geçen bir traktörlü satıcıdan sarmısak almasını izliyoruz. Babannemim alışverişi bitince ben aradan inip yukarıya taşımasına yardım ediyorum.
*Macunköyde evlerndeyiz. Buğra'da adidas ayakkabılar var tam benim istediğim ama uygun numara bulamadığım için alamadım. Kıskançca bakıyorum. Sonra da ayağın kaç numara diye soruyorum. 42 diyor. Boylarımız yakın ama onun ayakları benden daha büyük. Yine evlerindeyiz. Üç tane televizyon kumandası var. Garibime giriyor.
*Amerikada tanıdıkları var. Babamı çok seviyorlar. Biz onlara, onlar bize gidip geliyor. Bana dolar veriyorlar. sanırım gördüğüm ilk dolar onlar. Amerkadan gelme oyuncakları var. İlk kez onlarda görüyorum, Türkiye'ye gelmesi ik üç sene süren oyuncaklar. Biri patates kafa. Sonra bize de patates kafa veriyorlar. Çok oynamıyorum. Benim aklımı alan oyuncağı ise yay.
*Dreamland'a gidiyoruz. Ankara'nın Disneylandı. Atakule'de. En üst katında kuyumcuları var. Annemin zoruyla babamla merhaba demeye gidiyor.
Çağla şikelimsi
Henüz keşfedilmemiş Çağla Şıkel modeliydi. Boyu, kilosu, vücut şekli ile çok benziyordu. Saçlarını göremedim, kapalıydı ama giydiği badiler vücudunun üstü kısmının tüm hatlarını ortaya koyduğu gibi sütyenini de belli ediyordu. Altına hep uzun etekler giyiyor, hastane ortamı olduğu için terlikle geziyordu. Terliklerinin de tabana yayılan topukları vardı ve onu oldupunden yaklaşık dört beş santim uzun gösteriyordu. Hatta terliğinin altında pijama altı ile gezdiği de oluyordu.
Annesinin boğazını kesip ameliyat ettiler. Ameliyat sabahı çok ağladıysa da genelde sakindi. Annesinin refakatını kimseye bırakmadı. İnsanlara bakışları ise bir garipti. Sizinle ilk göz temasını kurduğunda birkaç saliselik bir davetkarlık sezerdiniz. Sonra ise anında size sanki ona baktığınız için sapıkmışsınız gibi davranır, size karşı sert bir bakış çakar ve arkasını dönerdi. Odalarının kapısı her zaman kapalıydı. Hatta kilidin dili içeri düşene kadar çektikçe çeker, kapılarını kapattığını tüm hastaneye duyurmaya çalışırdı.
Aşiret kızı gibiydi. Tüm sülale ona benziyordu. Hepsi ortalamanın üstünde boya sahipti. Kadın, erkek eski kıyafetler giyiyor; sanki kanunsuz yollardan kazandıkları parayı saklamaya, kamufle etmeye çalışıyorlardı. Sülalenin erkeklerinde her an silaha davranacak ya da insanların gözüne gözüne sekiz on yumruk atacak potansiyeli görebiliyordum
melek hemşire
Kıdemli bir hemşireydi. Sabah vizitinde doktorla beraber yürüyen hemşire takımında duruyor, doktor hasta ile ilgileniyor gibi yaparken o köşede yanındaki arkadaşı ile birini çekiştiriyordu. Makyajı çok başarsızdı. Kafasının kocaman ve öne doğru olmasından belki hiçbir makyaj ya da saç şekli yakışmıyordu. Kendisi hakkındaki ilk intibam ise şuydu; "vicdansız". Şartlar kötülük yapmasını gerektirirse hiç çekinmeyecek biri gibiydi. Eğer dört hemşire birini rehin alır ve hem yüzleri gözüküp hem de fidye ödenmediği için ödürmeleri gerekirse o öldürürdü. Sonra birkaç damla ağlar, diğer üç hemşireye havasını basar, en sonrada gece deliksiz uyuyabilmek için ağır bir yemek yerdi.
öteki hemşire
Kalça çıkıklığı vardı. Sol adımı sağ adımından daha uzundu. Ondan topallııyordu ve kısa adımını atarken sağ elini istemsizce daha fazla sallıyordu. Engelli olduğu için belki kendine özen göstermiyormuş gibiydi. Kısa siyah saçları sırf taranmış olmak için arkaya taranmıştı. Yüzünde bir gram bile makyaj yoktu, kaşları alınmamıştı. Bir yerde sadece kopuk kafası bulunsa; kadın mı yoksa erkek mi diye öyle hemen karar verilemez. Muhtemelen adi tıp sakal köklerini araştırıp bir sonuca varabilirdi.
sarışın hemşire
Karın bölgesindeki bölgesel yağlanma sanki doğum kilolarını verememiş hissi yaratmıştı bende. Parmağında yüzüğü var mı diye bakmadım bile. Yüzünde liseli kız memnuniyetsizliği olsa da tavrı sadece yüzünde kalıyordu. Görevini biraz yavaş yaptı ama yaptı. Yanına her gittiğimde başka işlerle uğraşıyordu. Birinde annesi ile telefonda konuşuyordu ve üstten üstten "Ben seni ararım anne" dedi. Diğerinde cep telefonundan müzik dinliyor ve bazı kağıt işleri yapıyordu. Bir başkasında üzerindeki ergen işi montoyla uyukluyordu. Düşündüm de güzel değildi ama mesai arkadaşlarından güzeldi, kmbilir belki de ondandı havası.
hasret hemşire
Hasret idi adı. Kısa saçları jölelenmiş ve itina ile arkaya taranmıştı. Kaşları çok inceydi. Hatta belki kaşı hiç yoktu ve kalemle çizilmişti. Yaşını tahmin etmekte zorlandım. 25-35 arası bir yerlerde olmalı. Diğer hemşirelerden biri "Hasret abla" demese, 25-30 arası derdim. Normal servisini verdiğinde nezaketen söylediğimiz, "Zahmet oldu" sözüne karşılık; "Ne demek? bu görevimiz, hem ben işimi severek yapıyorum" diyordu. Yüzüne yapışmış olan tebessüm belki de ağır makyajından da dolayı kimsenin içini ısıtmıyordu. İçimdeki ses; "Gerçekten de görevi. İşini severek yapmasa da, çok da nefret etmiyor" diyordu.
Yokuştan aşağı inen kadın
Pazar sabahı işe gitmek zorunda olan bir plorater kadar mutsuz başka plorater yoktur. Aynı yokuştan aşağıya sallana sallana, mutsuz mutsuz yürüyordu. Uzun çizmelerinin dışa sarkan taraflarından ponponlar sallanıyordu. Bir giyim mağazalarından alınan poşetlerden biri sağ kolunda da, çizmesiyle aynı renk kocaman çantası diğer kolundaydı. Yürüyordu ama ayakları gitmiyordu. Mutsuz mutsuz köşeyi döndü ama asla köşeyi dönemedi.
yoldan geçen anne kız
"Okul bilim yuvasıdır hava atma yuvası değil", diyordu kadın elinden tuttuğu ve okul çantasını taşıdığı kızına. Kadın kapalıydı, paltosu eski püsküydü. Kızının beyaz parlak bir monto vardı. eteği diz hizasındaydı ve beyaz yandan fiyonklu çizmesi de çok gösterişliydi.
O anne kızına asla yetemeyecekti.
dnr'daki kız
Kısacıktı, düz kumral saçları vardı. Elinde de sanırım bir şiir antrolojisi. bir süre ayakta kitabı okudu. Her zamanki gibi önce elindeki kırmızı kapaklı kitap ilgimi çekti. Sonra da o. Duru bir güzelliği vardı ya da o kitap okur halinden hoşlanmıştım. Hangisi bilemiyorum. Cd'lere bakar gibi yapıp baktım ona. O hala ayakta kitap okuyordu. Sonra soluna geçtim ve hiç ilgi alanım olmamasına rağmen araştırma kitaplarına bakar gibi yaptım, sırt başka bir açıdan onu izlemek için. Bu açıdan daha çocuktu. hata muhtemelen reşit bile değildi. O sırada elinde kitabı ile beraber köşedeki iskembeye oturdu. Tam da benim asıl kurcaladığım Türk Edebiyatı rafına doğru. Merakıma yenildim ve daha önce incelediğim Türk Edebiyetı rafına bir kez daha yürüdüm dha yakından biraz daha bakmak ve kendime baktırmaktı amacım. O esnada muhtemelen on yaşındaki kardeşi "Ablaa" diyerek yanına geldi. Ben de ortamdan uzaklaştım.
Yirmi dakika sonra yanında kardeşi ile bir kez daha yanmızdan geçtiler. Kız çok güzeldi...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)