Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Mayıs 2012 Perşembe

44


Yaşı başlı adamdı ama ıslık çalamıyordu. Hadi ıslık çalmayı bilmiyordu neden deniyordu? Hadi denedi, olmuyor neden zorluyordu? Denedi, zoladı, olmuyor, neden vazgeçmiyordu? Peşinden ıslık çalamadığı adam, hepi topu yirmi metre önündeydi, adını bir kez söylese muhtemelen duyardı. Ben bunları düşünüp yanlarından ayrıldım. Isıklı takip ne kadar sürdü bilemiyorum.

43


Dökük büyük kısmı beyaz kırçıllı saçları vardı ve nasıl başarıyordu bilemiyorum, saçlı sayılırdı. Mesela aynı derece saçı olan birine öyle şekil vermemişse muhakkak kel dersiniz. Bedava maç biletleri ondaydı ve bedava maç biletlerinin onda olmasının verdiği havayı biraz da atarak biletleri verdi.

42


Kocaman, yemyeşil gözleri vardı. Ama öyle böyle değil, kocaman. Mesela hala aklımda o gözleri. Hafif sivriydi burnu ve çok erken saat olmasına rağmen hem güzel, hem de bakımlıydı. Biraz sorun çıktı, sizi biraz bekleteceğim; dedi. Tabiki beklerim, dedim. Bekledim ve sorun çözüldü ve gittim. Aradan hemen hemen dört yıl geçti. Yanımdan geçse tanımam belki ama çok büyük gözleri vardı ve hafif sivriydi burnu.

41


Ben neden kimseye ters ters davranmıyorum yahu, diye içinden geçirdiğim bir ayın sonucunda deneysel tersliğimin muhatabıydı. Ürünüm onlarda değildi, nerede olduğunu bilmiyordu, muhtemelen kuryedeydi ama kuryenin cep telefonu yoktu. Ters ters konuştum, sonra da arkama bile bakmadan, kulaklarım çınlaya çınlaya çıktım. Kız hakkında tek anımsadığım esmerdi, güzel değildi, büyüsü müyüsü yoktu. Zaten öyle bir durum olsa asla ters mers yapamazdım.

40


Alkolun beynini yediği bir adam olduğu besbeliydi. Bana sarhoşmuş gibi gelmedi ama yıllardır düzenli içki tüketişlerinin ödülünü ayıkken bile sarhoş gibi görünerek kazanmıştı. Altı arkadaştılar var beş kişilik yer vardı, biri bir alt sırada oturacaktı. İşte o adam bizim promilsiz alkolikti. Küfürlü ve dengesiz dengesiz konuştu durdu. Sonra de bir anda yok oldu. Yokuğu belli olmayan adamlardandı.

39


Bayan başkomiser. Kızıla boyadığı saçlarının sapkasının arkasında beceriksizce ya da özensizce örmüştü. Elinde telsizi, kasıntı kasıntı sağa sola baktı. Arada emirler yağdırdı. El kol haraketi ile benim de artık gitmem gerektiğini söyledi. Lafını dinledim ve ama ağırdan alarak gittim. Sonra yanından geçerken iyi akşamlar ya da kolay gelsin gibilerinden bir şey söylemek istedim ama çekindim, söyleyemedim.

38


Kimisi güzel çalışır. O, ak saçlı adam da öyleydi. Kağıt topuyordu ama çok güzel kağıt topluyordu. İzlenesi bir temposu vardı. İki aşağı, iki yukarı yürüdü sonra bir sürü gazete ve kartonla geldi.  İyi biri miydi? 

37


Kimseli ama kimsesiz çocuklardı. Ana babaları vardı ama onlarla çok ilgilenmedikleri besbelliydi. Emine gel, deyince geliyor, git deyince gidiyorlardı. Çocuksu bir otorite arayışıydı onlarınki. Söz dinlememek keyifliydi ama sevdiği ve arada iyilik gördüğü birinin sözünü dinlemenin de keyfi başkaydı.
Yüzlerindeki gülümseme bana acı dolu gelmedi ama muhakak acı doluydu.

36

Çiçekli kolsuz tişört, büluz arası bir şeyler giyiyorlardı. İkisi de yazı erken getirmişti ve bunun övünülecek bir şey oduğunu düşünüyor gibiydiler. Çevrelerindeki sağlıkçı olmayan herkes bir şokun ardından oraya – hastane bahçesine – gelmişlerdi. Buna saygı duyduklarından mı yoksa diğer türlüsünün nasıl yapıldığını bilmediklerinden mi bilemiyorum sessiz sessiz gülüştüler. İki kızın, yaşları ne olursa olsun, böyle kıkırdaşmalarının ardında hep bir erkek ilgisi olduğunu düşünmüşümdür, yine öyle düşündüm ve çevreye bakmaya devam ettim.

35


Solumdaki koltuk boştu ve oturdu, herkes maç izlerken o Kasımpaşa tribünün izliyordu. “ Hayatım boyunca üç yüzden fazla maç izledim” ,”On yaşımdan beri Ankaragücü maçı kaçırmam”, “Bak formaya lisanslı ürün”, “Bunlar taraftar değil, terörist. Tribün anarşisti”, “Ankaragüçlüler, Kasımpaşalılar’ı sallama ile kovalamış”, “Bizimkiler Adanalılar’ı sallama ile kovalamış” , “Ankaragücü içim okulu astık, okumadık”, “Futbol bir hastalık”... bunları anlattı durdu. Özünde iyi biriydi muhakak. Küfretmedi, seviyeyi düşürmedi. Aynı şeyleri tekrar edip dursa da; hayatta en iyi bildiği, en çok sevdiği şeyin; futbolun kölesiydi.

34


Eğer kadın erkek karışık ve biraz kalabalık bir ortam gözemlerseniz aslında tüm ortamların birbirinin aynısı, türevi olduğunu görebilirsiniz. Mesela her ortamda bir lider vardır. Bu lider genelde iyi bir dış görünüşe sahiptir. Bir sanata, bir şiire yatkın karakter muhakkak vardır. Bir kavgacı, bir uyumsuz, bir alçak... Bir en iyi ve bir de en kötü. Neyse o, o grubun amigo kızı (cheer leader)’ıydı. Hani kızların en güzeli ve en havalısı. Diğer kızlara doğal olarak hükmedebilen, sözünü geçirebilen ama erkeklerle de araya mesafe koyarak takılan. Hepsi çevik kuvvetti, hepsi aynı kıyafetleri giyiyorlardı – mavi tişört,siyah pantolon ve şapka- ama onda bir ayrı duruyor, ona bir ayrı hava veriyordu.

Kadın polislerin yanında da biraz durdu, sonra erkek polislerle sohbet etti. Sarı saçlarını şapkasının ardında at kuyruğu yapmış en güzel benim diye bağırıyordu.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

33


Manasız, boş bakışları var kızın. Yeşil gözleri lens olmalı, dudağı uçuklamış ve gözlerim ister istemez oraya kaçıyor. Tavuk dönerimin kaçar gram alırsam, kaçar lira olacağını söylemektense parmağı ile kasanın altındaki yıpranmış ve yırtılmış çıktıları gösterdi. Ben de beklemedim, “Soğanı bol olsun ve internet kafeye getirin” dedim.

32


İnternet kafede arkamda oturan kız. Durmadan birilerini arıyor ve bir şeyler istiyor. Ne istediğini duymuyorum, gerçi algımı odaklasam duyarım ama umursamıyorum. Şimdi inceden arkamı dönüp baktım, alacalı bulacalı bir başörtüsü var. Tabiî ki facebookta.

Şimdi tekrar baktım, kız tombul ve kalın ayak bilekleri var ve hala facebookta.

Şimdi yine birinden bir şeyler istiyor. Başı dertte olmalı. Bir numara veriyor. Gmail adresiymiş. Karışındakine “canım” dedi.  Ama bir kıza “canım” der gibi dedi. Ama samimiyetten ziyade “ulan sana bir işimiz düştü, adilik yapma da yardım et” der gibi dedi.

Yine birini aradı. Birinde kalan bir şeyinden bahsetti. Sonra onlara bir şeyi akşam üstü gönderse nasıl olur diye sordu. Sesi iyice içine kaçtı; utanıp sıkılıyor. “ Ne yapıcam ben şimdi ya” dedi. Ödev sanırım. Serap’ınkini hazırlıyormuş. Kaynaklardan bahsediyor. Vörde atıp göndericem dedi. Ödevde anlamadığı bir şeyler var. “Nasıl olacak ki o” dedi. “ 6ya kadar bir yerde, oradan Kolej’e geçecek. Sanırım iyi bir haber aldı. Yarına kadar zaman kazandı. “İnşallah” dedi.

Şeyma’yı aradı. “ Ben şimdi çıkıcam ama beni beklemeyin, teyze beklemesin” dedi. Bir adres aldı  23\1. Giriş kat olduğuna göre öğrenci evi olabilir.

31


Baktım yavaş yürüyorlar ve kimsenin arkasından yürüyecek hava değilim, genişçe solladım liselileri. Biri şişman kız, öteki zayıf kız ve zayıf erkekten oluşan bir üçlüydüler. Şişman kız en solda, zayıf erkekle kız ise yanaya yürüyorlardı. Ergenliğin kanunu! Sollamam bitince önlerine geçtim ve biri “ bonus” dedi. Kızlardan biriydi ama hangisi? Muhtemelen şişman olan. Şaka ve çılgınlık yapma görevi o ortamda ona düşüyordu çünkü cool olmayan sadece oydu. “yapma”, “şşş” diye iki ses daha duydum hemen ardından. Muhtemelen zayıf olan kız söyledi.

Ben her zamanki gibi duymamazlıktan geldim ve bastım gaza uzaklaştım. Biraz açılınca karşıdan karşıya geçerken arabaları kontrol eder gibi yapıp baktım kim ki bunlar diye ama göremedim, okula doğru değil, diğer yöne yürüyorlardı. Okul asmalarını içten içe takdir ettim.

30


O telefonla konuşurken ben dakikalarca bekledim. Belki beş, belki yedi. Şansıma zaman geçirecek bir ortam vardı da dergilere baktım. Samimi olduğu biri ile konuşurdu. Hatta aşırı samimi olduğu biri ile. Durmadan onu anladığından bahsettiğine göre karşısındaki onay bekleyen biriydi. Onay bekleyen biri ile konuşmak onay bekleyen biri ile futbol oynamak kadar zordur. Eleman konuştu durdu, sonra da ayların verdiği tanıdıklıktan olsa gerek verdiğim dergileri sayma gereksinimi bile duymadı.

29


Çiko’nın yanında geldi ortama. Siyah kemik gözlükler ve çok ağır makyajla. Duştan sonra o maskenin altından ne çıkıyor ister istemez merak ediyorum. Büyük ve sert bir burnu vardı. Ucuna doğru biraz daha bombeleşen. Onunda benim gibi konu ile ilgili çok alakası olmadığından sustu. Ses tonunu anımsayamıyorum nedense ama sanırım biraz toktu. Omuzlarını çıplak görmedim ama kaslı olduğundan eminim.

28


Kemik gözlük modasını tüm kalbimle destekliyorum. Kızılay dönüşü yanıma oturan kızımıza da çiko’nun yanında gördüğüm kıza da herkese yakışıyor... Kızılay dönüşü yanıma oturan kızın yeşil de hırkası uzun. Denk geldi ya benim de edebiyat dergisi vardı. Ona göstere göstere birkaç şiiri içimden okudum. Hiç ilgilenmedi, sadece telefonunu sadece sağ el parmakları ile kullanarak mesajlaştı. Şansımıza şoförün arkasındaydık ve siyah cam, net olmasa da ayna vazifesi yapıyordu. Arada öylelikle ona baktım, onun da bana baktığını hiç yakalayamadım.

27


Hiçbir komşu komşusunu sevmiyor bence. Yoksa Osman dayıyı kim sevmez ki? Damla sulama sistemine geçmiş olan komşusuna güzelce sordu ama enine çizgili yakalı gömleğinin altına pijama altı ve terlikleriyle dağınık bıyıklı adam ne ücret söyledi ne de nerde yaptırdığını. “ Ücretini unuttum, Mersin’den yaptırdım ama şimdi Ankara’da da var” deyip kıçını dönerek sohbeti bitirdi.

26


Hastanelerin dışarıya verdiği ana mesaj temizlik olsa da bu kadın tek başına bu imaja karşı direniyor gibiydi. Temizlik şirketinde çalışıyor olmalıydı. Herhangi bir tıp eğitimi olmadığı zaten belliydi; hatta ve hatta liseyi bitirmediğine iddiaya bile girerim. Üzerinde zanlımca haftaların bıraktığı kirin üzerine bir de göğüslerinin arasında kocaman bir leke vardı. Çirkin gülümsüyor, kaba saba konuşuyordu. Arada sırada içeri girip, bir aileye bilgi verip durdu. Sonra da bağıra çağıra “ Mesaim bitti” diyerek uzaklaştı.

25


Barın. Hastalık kimseye yakışmasa da çocuklar hiç yakışmıyor. Uzun boylu, basketbol şortu ve basketbol ayakkabıları giyse de basket oynamadığı oynayamadığı belli. Sağlıksızlık omuzlarına öyle çökmüş ki. İçeri girmeden önce anne ve babasına sarılıyor; onları teselli ediyor gibiydi. İçeri nasıl girdiyse, aynı şekilde yürüyerek çıkacak diye düşünüyordum ama öyle olmadı.

Sedyeyle çıkarken zaten soluk teni iyice solmuştu. Zor nefes alıyor gibiydi.

24


İranlı suratsız doktor; artist, çok bilmiş, burnu havada… Yaşlı kadınların övdüğü doktor olmadığı kesin. Yaşını kestirmek zor ama. Tepesi seyrelen saçları ve  gözaltı kırışıklıkları elli dese de bence nemrutluğundan elli gösteren bir otuz beş. Verdiği öğütler öğlen hangi kanalı açsan karşına çıkacak bir program konuğunun vereceği öğütlerle aynı.  “Sigarayı bıraksın, yediklerine dikkat etsin, içki içmesin, spor yapsın, stresten kaçsın…”

23


Sol burun deliğine takılmış bir hortum sol yanağına bantla yapıştırılmış bir çocuk kadar insanın içini burkan bir görüntü olabilir mi? Elbette olur ama bu da çok üzücü işte. Annesinin yanında duruyordu. Annesinin mutsuzluğunu en empati yoksunu insan bile hissedebilirdi. Çocuğun da tadı yoktu. Öyle sağa sola bakıp duruyordu.

22


Altı yaşındaki bir çocuğun tüm dişleri nasıl çürük olur anlaşılır gibi değil. Dişleri sadece çikolataya batırsan bile olmaz ama bu veletin öyleydi. Tahminim hiperaktifti. Dişleri çürük bile olsa güzel gülümsüyordu. Felix’i sevdi ve biraz onunla takıldı. Ta ki felix sigarasını çıkartana kadar. Veletin tüm sempatisi anında gitti. Bebe bildiğin öfke yaptı. “Sevmiyorum seni, çünkü sigara içiyorsun” dedi ve uzaklaştı. Felix gittiğinde hala arkasından sallıyordu.

21


Hastane zaten gergin ortam, bir de şu manyak teyzeler olayın üzerine tuz biber ekiyorlar. Çok konuşmasalar ve insanları sohbete çekmeye çalışmasalar iyi ama tutamıyorlar kendilerini. Teyzem doktoruna minettarlığın üst sınırları zorlayacak duygular besliyordu. Bildiğin aşıktı. Herkese doktorunu övdü durdu “ En başta hal hatır soruyor” dedi. Demek ki doktorlar için bu önemli.  Sonra aynı doktora aşık başka bir teyze buldu, salonun öte ucundan. Karşılıklı övüp durdular doktorlarını. Hatta sohbet seni mi daha çok seviyor, yoksa beni mi daha çok seviyora doğru gitti. Sonra hastalarından haber geldi ve sohbet bitti.

20


Son zamanlarda gördüğüm en güzel kızdı. Küçücük yüzü, bembeyaz teni, kızıl kahve ve kıvırcık saçları… Boyu boyuma da uygundu. Güzel de gülümsüyordu. Utangaçtı ve konuşmaya çalışan korkunç teyzelere karşı tahammüllüydü. Gözleri de renkliydi ama ne renk? Yeşil mavi arası olmalı. Babasının kalbinde fazladan damar vardı ve onun için gelmişlerdi Karabük’ten.  Yanındaki adam sevgilisi değildi ama abisi gibi de durmuyordu. Ten renkleri hariç benzer bir yanları yoktu. Bir de durmadan gülümsüyordu.