Pusetteki çocuk ayaklanırken, Sincan
kapalı cezaevinde volta sırası bekleyen hükümlülerden biriydi Veysel. Saçları;
dedesi, babası ve kardeşi Zeynel gibi erkenden dökülmüştü. Aynaya bakmayı ondan
sevmezdi. Gözleri çapak çapak olurdu genellikle. Yüzünü yıkamak aynaya bakmayı
gerektirirdi.
Adam bıçaklamaktan içerideydi. Kahvede
bir adamın baldırına saplamıştı, sokaktaki bir çocuktan aldığı sallamayı, “Ne
bakıyon lan”, deyip. Sonra kahveden kaçmış, sonra kaçmayı kendine yediremeyip
dönmüş, polisler gelmediği için tekrar bir daha kaçarken yakalanmıştı. Kelepçe
takmaya çalışan polisin yüzüne balgamlı tükürünce de sağlam dayak yiyip; sonra
karakola gitmiş; elbette polisten şikayetçi olmamıştı. Morlukların sebebi polisten
akçarken merdivenlerden düşmüş olmasıydı.
-*-*-
İkinci kez hapisten çıktığı gün evinin
önünde sigara içerken ’dum tıs, dum tıs’ çalan beyaz bir şahin görmüş. Önünde
Türk Bayrağı, arkasında Burak yazan,
plakasında playboy tavşanı çıkartması olan arabadan cılız bir çocuk inmiş.
Burak artist artist etrafına bakmış ve bir sigara yakmış. Bir nefes Veysel
çekmiş, bir nefes Burak; bir Veysel, bir Burak; Veysel, Burak… İçmeye önce
Veysel başladığı için önce bitirmiş sigarasını ve Burak’ın ensesinde söndürmüş.
Sonra da arabanın da, Burak’ın da canına okumuş.
O dayaktan sonra sokağın tek hakimi
olduğunu bir kez daha ispatlamış olmuş Veysel. Üç dört yılda bir sokağına
uğrayabilse de o sokak Veysel’indir. Tüm köpekler bilirdi bunu. Kolay kolay
havlayan hırlayan olmazdı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder