Pusetteki çocuk ayaklandığında balkonda
olan ama o anı göremeyen şansız bir adamdı Zeynel. Şansızdı. Çolaktı ve zeka
geriliği vardı. Sol kolu tam açılmazdı, sol bacağı çok güçsüzdü, genelde
sürürdü. Kafası çok çalışmasa da hayatın farkındaydı. Çok ve derinlemesine
düşünmese de, çok ve derinlemesine üzülürdü.
En çok anasına üzülürdü. Babasına da
üzülürdü ama ona kızgınlıkla karışık üzülürdü. Sonra abisine üzülürdü. Bazen
keşke o da benim gibi olsa da başını belaya sokmasa derdi. Abisinden sonra dedesine
üzülürdü, babaannesinden çektiklerini bildiği için. En az da Fevriye’ye, babaannesine
üzülürdü. Her şeyden onu sorumlu tutardı ama ona da üzülürdü.
Bir sabah, bir sabah programında bir
sahtekara inanmıştı Zeynel. Reenkarnasyon vardı ve önceki hayatında Zeynel bir
edebiyat öğretmeniydi. Hem de küçük bir Anadolu kasabasında. Güzel sarışın
kapalı bir karısı ve iki kızı vardı. AKP’ye oy veriyorlardı. Kapılarının hiç
polis çalmıyordu; evlerine hiç cezaevinden mektup ya da telefon gelmiyordu.
Kimseye bunu anlatmazdı, anlatamazdı da.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder