Pusetteki
çocuk ayaklandığında evinin salonunda evlendirme programı izleyip boynunda
yaprak dövmesi olan aşırı ilginç ve bir o kadar itici adama iç geçiriyordu
Sakine. Adını pek bilen olmadı. Herkes “ Bakkalın karısı” diye tanırdı. Part time bakkalda çalışır, kalan zamanında ise televizyon izleyerek geçirirdi. Sokaktaki kadınlarla
arası .ok iyi değildi. Hemen herkesin fakir olduğu bir sokakta samimiyet demek
veresiye demekti. Bunu daha önce acı bir şekilde, birkaç kez tecrübe
etmişlerdi. Borcuna sadık birkaç kişi hariç kimseye veresiye vermezlerdi.
Yine
adı olmaya iki de oğlu vardı, “Bakkalın oğulları”. Sizin için ölürüm, diye
oğullarını severdi. (10 sene sonra oğulları için ölebileceği bir durum gelişsin
ama ölmesin). Kocası Sercan’ı ise o kadar sevmezdi. Biraz üşütük olduğu
bilirdi; işinde, gücünde, ekmeğinde, olması, başka kadınlarda gözünün olamaması
onu katlanılabilir kılıyordu. Zaten iki çocuğu vardı. Kim onu iki çocukla
alırdı ki? Çocuklarında da vazgeçemezdi de. Her şeye rağmen bu düşünceler
kafasında dolanır dururdu.
Bir
keresinde dayanamamış ve evlilik programından bir adamı aramıştı. Adam kırk
dört yaşında hiç evlenmemiş bir mühendisti. Kanada’da yıllardır yaşadığı için
Türkçesi darmaduman olmuştu. Telefonda adamı çok beğendiğini söyledi ve
kendisini üniversite mezunu, bekar, çocuksuz, kırk yaşında, üç dil bilen, iki
evi olan biriymiş gibi tanıttı. Söylediği her şey gerçeğinden iki fazlaydı. Orta
okul mezunuydu, Sercan ikinci eşiydi, kırk iki yaşındaydı, iki çocuğu vardı,
sadece Türkçe biliyordu ve evi yoktu.
Adam
“gelin görüşelim”, dedim. Sakine elbette gidip görüşemedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder