Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Temmuz 2012 Pazartesi

60


Salaş bir cafe, saat akşam 9. Masalar dolu, o arkamızdaki masada oturuyor. Ders programından, verimli çalışmadan, geometrinin hayatım bir parçası olduğundan, engelleri aşmakta, konsantrasyondan, sitemli çalışmaktan falan bahsediyordu. Arkamda konuşulanları dinlemekte bir beis görmesem de arkamı dönüp baktan hep çekiniyorum. Yine çekindim bakmadım. İnceden onları dinledim, inceden fonda çalan etnik bir şarkıya dikkat kesildim, bir yandan da masada ki muhabbete odaklanmaya çalıştım. Aynı anda üç işi yapan herkes gibi, hiçbir işi hakkıyla yapamadım. Bizim masada işler bensiz de dönüyordu, adını bile bilmediğim şarkıcıyı dinlemek bazen sıkıyordu ve arka masa da idealist bir kadın öğretmen birine bir şeyler anlatıyordu.

Sonra fark ettim ki sadece o konuşuyordu. Muhattabı yok gibiydi, arkadamı döndüğümde telefonla konuştuğunu görsem çok da garipsemezdim. Dönüp bakmayı düşünsemde sonra korktum. Korkulacak bir şey yoktu aslında. Bir kafede oturuyorsan herkesin bir başkasına üç saniyeyi aşmamak kaydı ile bakma hakkı vardır.

Sonra bir ergen sesi duydum. Ergenin sesi diğer seslere yeniliyor bir şey anlaşılamıyordu. Tek anladığım erkek olduğu ve makina gibi duygusuz konuştuğuydu. Ne nokta, ne virgül ne, ne de vurgu vardı. Zaten ço konuşmadı ve kadın konuşmaya devam etti. İlk söylediklerinin hemen hemen aynısı söyledi. Her hastalığa aynı reçeteyi yazan bir doktor gibiydi.

Sonra ellerinde kağıtlarla bir anda kalktılar. Kadını o iki üç saniyede gördüm. Günün yorgunluğu üstüne çökmüştü; pantolon ceket tam öğretmen gibi giyinmişti, siyah saçları ve koyu teni vardı ve yılgın adımlarla uzaklaştı. Neden dedim kendi kendime. Yaptığının bir faydası olmadığını bile bile neden uğraştın akşam akşam ergenle? İşini iyi yapabilmek için mi yoksa kaçtığın başka bir şey mi var?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder