Salaş bir cafe,
saat akşam 9. Masalar dolu, o arkamızdaki masada oturuyor. Ders programından,
verimli çalışmadan, geometrinin hayatım bir parçası olduğundan, engelleri
aşmakta, konsantrasyondan, sitemli çalışmaktan falan bahsediyordu. Arkamda konuşulanları
dinlemekte bir beis görmesem de arkamı dönüp baktan hep çekiniyorum. Yine çekindim
bakmadım. İnceden onları dinledim, inceden fonda çalan etnik bir şarkıya dikkat
kesildim, bir yandan da masada ki muhabbete odaklanmaya çalıştım. Aynı anda üç
işi yapan herkes gibi, hiçbir işi hakkıyla yapamadım. Bizim masada işler bensiz
de dönüyordu, adını bile bilmediğim şarkıcıyı dinlemek bazen sıkıyordu ve arka
masa da idealist bir kadın öğretmen birine bir şeyler anlatıyordu.
Sonra fark ettim ki
sadece o konuşuyordu. Muhattabı yok gibiydi, arkadamı döndüğümde telefonla
konuştuğunu görsem çok da garipsemezdim. Dönüp bakmayı düşünsemde sonra
korktum. Korkulacak bir şey yoktu aslında. Bir kafede oturuyorsan herkesin bir
başkasına üç saniyeyi aşmamak kaydı ile bakma hakkı vardır.
Sonra bir ergen
sesi duydum. Ergenin sesi diğer seslere yeniliyor bir şey anlaşılamıyordu. Tek anladığım
erkek olduğu ve makina gibi duygusuz konuştuğuydu. Ne nokta, ne virgül ne, ne
de vurgu vardı. Zaten ço konuşmadı ve kadın konuşmaya devam etti. İlk söylediklerinin
hemen hemen aynısı söyledi. Her hastalığa aynı reçeteyi yazan bir doktor
gibiydi.
Sonra ellerinde
kağıtlarla bir anda kalktılar. Kadını o iki üç saniyede gördüm. Günün yorgunluğu
üstüne çökmüştü; pantolon ceket tam öğretmen gibi giyinmişti, siyah saçları ve
koyu teni vardı ve yılgın adımlarla uzaklaştı. Neden dedim kendi kendime. Yaptığının
bir faydası olmadığını bile bile neden uğraştın akşam akşam ergenle? İşini iyi
yapabilmek için mi yoksa kaçtığın başka bir şey mi var?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder