Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

6 Ekim 2012 Cumartesi

81

eğer biri polisi korkunç olarak göstermek isterse bu kadından daha ideali yoktur. öyle ki okullara bu kadını polis haftasında konuşmacı olarak gönderin, o okuldaki herkes asla suç işlemez; başına bir şey gelir korkusuyla kolay kolay evinden bile dışarı çıkmaz. Allah'ın yarattığı hiçbir süretle dalga geçmek doğru değil biliyorum ama ilk kez böyle bir şey gördüm.

saçları artık hemen hemen bembeyaz olmuş, kısa sayılır, kıvırcık ve bakımsız. kemikleri iri, geniş omuzları var ve son derece kambur yürüyor. yüzündeki kırışıklıklara bakılırsa yaş haddinden emekli olmasının üzerinden en az yirmi sene geçmiş olmalı. kesinlikle erkeklik hormonu kadınlık hormonundan daha baskın. karakol polisi mi biliyorum ama onunla sorgu odasında kalmak kesinlikle istemezdim.

80

ne kadar ağır ve kekremsi bir parfümü vardı. dolmuşta arkadama oturdu ve arkama kimin oturduğunu bilmesem de oturanın orta yaş üstü bir kadın olduğunu rahatlıkla anlayabilirdim. kafamı çevirip bakmak ayıp, hatta öküzlük olacağını bildiğimden " bir kişi uzatır mısınız?" demesini bekledim ama demedi ve üzerimden elini uzatarak şoföre parayı kendi uzattı. işte o an eline baktım. altın bir künye ve emin olmamakla birlikte altın bir ya da birkaç bileziği vardı. parmaklarının tombulluğundan kadının da şişmanca olduğunu kestirsen de ellerinde hiçbir yıpranma ya da yaşlanınca beliren kahverengi izlerden eser yoktu. Acaba tahmin ettiğim kadar yaşlı değil mi diye düşünürek yolculuğu bitirdim. inerken kaçamak olmayan, alelade bakışlarla kadını süzdüm kırk beş elli yaz aralığında olmalıydı. saçlarını menepoz sonra uzatmayan kadınlardandı ve koyu kırmızı rujundan başka makyaj yapmamıştı.

79

ya ilkokul ya da ortaokul mezunuydu. ne iş yapıyordu bilmiyorum fotokopileri ben şirkette çektiririm diyerek alıyor ve hepimize jest yapıyordu. yaşayamadığı öğrencilik olma durumunun hazzını yaşadığı yerdi onun için ehliyet kursu. sorulara cevap verirkenki istekliliği, doğru söylediği zaman ki mutluluğu, "Hocam" derken ki heyecanı hala aklımda. başkalarına göre nasıl biriydi bilemem ama bize karşı çok iyiydi. Muhtemelen kantinde bana çay ısmarlamışlığı bile vardı.

78

omuzlarına düşmek üzere olan sarı saçları, uzun kolları ve güzel bacakları vardı. yanında bir kız arkadaşı lokantada oturuyorlar ve ben dahil hiç kimse diğer kıza bakmıyordu elbisesinden ve elimi yıkayıp masama geçerken kulak misafiri olduğumdan çıkarımla bankacı olduğunu düşünüyorum.

dikkat çektiğinin, güzelliği ile dikkat çektiğinin, bacaklarının güzelliği ile dikkat çektiğinin farkında olmalıydı. masadan kalkarken yüzüne dikkat ettim ve yüzü de uzun ve güzeldi. diğer kızı hatırlamıyorum ve hayatı boyunda onun yanında gezerse onu kimsenin hatırlamayacağından eminim.

77

Bir kamyonetin arkasına dizilmiş on beş adamdılar. saat akşam beş buçuk olduğuna göre muhtemelen işten dönüyorlardı yazın en sıcak günler geçse de hava öğlen vakti yine de sıcaktı. kim bilr ne kadar çok çalışmışlardı. dolmuş durağında beni gördüklerinde; beyaz şapkalı ve top sakallı olan bana biraz kestiler ama mimikleri düşünceleri hakkında hiçbir ipucu vermedi.

kırmızı ışıktı ve hiçbiri yorgun durmuyordu. kendi aralarında da bir şey demiyor, sadece sağa sola kısa bakışlar fırlatıyorlardı. kırmızı ışıkta ben de dolmuşa bindim ve yol boyu onları biraz daha izledim. istiflerini hiç bozmadılar.

4 Ekim 2012 Perşembe

76


Sevgilisi onu dolmuşa bindirdi. Parayı uzattı ve koltukları süzüp önüme oturdu. İkili koltuğun koridor tarafına oturup camdan dışarı baktı. O dışarı bakarken ben de onun sol profiline baktım. Baktığımın farkında olmalıydı hatta fark etmemesi imkansızdı. Bakışlarımdan hiç rahatsız olmadı. Yüzü güzel değildi, hafif tombuldu, azcık gıdığı vardı. Ben ona bakmaktan rahatsız oldum, sağa sola baktım ama o kendisine bakılmasından rahatsız olmadı.

Belkide sevgilisi ile sevişmiş ya da bir parkta yiyişmişti. Üzerine çökmüş umursamazlığın nedeni bu olmalıydı. Belki ondan; ne beni, ne de başkasını umursadı. Kendisini güzel hissediyordu ama hissettiği kadar güzel değildi.

75


Dolmuşa bindiği an ağır kokusunu hissettim. Bir süre arkamda ayakta durdu, sonra tam önümdeki koltuğa oturdu. Beyaz bir bluz ve siyah şortu vardı, bir de siyah kilotlu çorapları. Kocaman beyaz çantasını bacaklarının üzerine koyduktan sonra markasını bilmediğim ama çok pahalı duran beyaz kılıflı telefonunu çıkartıp menüyü karıştırdı. Biraz çevreye baktım, bir döndüm biri ile konuşuyordu. Sesi sigaradan kalınlaşmış gibiydi, bir hanımefendi gibi konuştuğu söylenemezdi.

“Dolmuştayım” dedi
“Taksiye binseydin ya” demiş olmalı konuştuğu adam,
“Amaan ne olacak” dedi.

Biraz daha konuştular. Gözüm açık yakasından göğsüne takıldı. Sanki ahtapotun kolları gibi üç tane siyah çizgi vardı. Dövmesinin gözüken kısmı buydu. Dövmesini düşündüm durdum. Neden acaba böyle bir şey yaptırmıştı. Yaftalaman istemesem de pavyon emekçisi gibi duruyordu. Belki kons, belki şarkıcı. Kimbilir belki de günahını aldım.

3 Ekim 2012 Çarşamba

74


“Kolay gelsin”, dedi
Beni önünde dikilidiğim tekel bayiinin sahibi sanmış olmalıydı.
“Eyvallah”, dedim.
“Camiye yardım topluyoruz da” dedi
“Kolay gelsin”, dedim
Arkasını dönüp yürüdü, gitti.
-0-0-0-
Onun içinden geçtiğini düşündüklerim:
“Tekelci değil mi? Şerefsiz camiye yardım mı edermiş? Sana selam verende kabahat.”

Benim içinden geçenler:
“Şerefsiz! Camiye yardımmış. Zaten kime sorsak camiye yardım ediyor. Ne malum dolandırıcı olmadığın. Elinde küçük bir kağıt. Adam mı sikiyon lan!”

73


Bir insanın saçı ne kadar dökülebilirse onun saçı tam o kadar döküktü.Bir kulağının üstünden başlayıp, enseyi dolanıp, diğer kukağının üstüne kadar uzanan ince, kısa ve seyrek kıl örtüsü. Dışarısı 40 derece ile o fırının başında çalışıyordu. Yüzü nemliydi ama terler birleşip bir damla oluşturup, aşağıya doğru akmıyordu.

İşini iyi yapan birini izlemek keyiflidir. Be kadar iyi yaptığını pideyi yiyince anlayacağım ama elinin alışık olduğu belliydi. Hamuru eliyle vura vura açıyor, içine bir avuç kıymayı alıp hamurun göbeğine atıyor, en son kıymayı yayıyordu.

Tahta kırmaya çalışan iki apaçi ergen irisine demir fırın küreğini verdi sonra o kürekle hamurları alacak sandım ama almadı. Demir kürek ile kömürleri düzenliyor olmalı.

Güleryüzlüydü. Güzel gülüyor, gülecek bir şeyler arıyor gibiydi. Şartları düşününce kesinlikle mutsuz olmalıydı.

72


Her seferinde kırılmasına rağmen hala kırılgan. Demek ki fıtratında kırılmak var. Ezik ve utangaç. Ne yazık ki zavallı. Ellili yaşlarında olmalı. Muhtemelen sigortasız çalışıyor. Ya boşanmış ya da hayırsız bir kocası var. İki ya da üç tane çocuğu olmalı. Erkek çocukları babaları gibi, kadına saygısız, tembel ve kötü; kız çocukları ise evlenip kurtulmaya çalışmış ve muhtemelen  evlenip daha da batmış. Bu kötü şartlarda, artist bir patronun yanında hayatta durmaya çalışıyor.


71


Artist! Patron olmasından kaynaklı olmalı, kalkık bir buruni buyurgan bir ses tonu, tatsız bir aura. Üstünde gülkurusu renginde, ense kısmı hafif aşınmış bir tişort.Mavi aşınmış bir pantolon ve eski püskü, beyaz ayakkabılar. Saçıda, sakalıda üç numara; ensesinden yukarı doğru sızan ense kılları daha uzun. Mahallenin apaçilerinin abisi. Parasının verdiği gücü kullannan bir pislik. Sadece iki kez efendi giib konuştu. Biri açık saçık giyinmiş bir müşterisi ile öteki de hesabı ödeyen başka öüşteri ile. Onun dışunda herkese artist.

70


Ortası dökük, taranmış ve uzunca saçları ve bakımlı bıyıkları vardı. Kahveciydi ve garsonlarda olan seri ve parmak ununda adımları vardı. Mavi Lark’ının son sigarasını saat 11’de içti ve paketi yumruğunda sıkıp çöpe attı. Sonra da çöpe ayağını sokup iyice ezdi.

“Buyrun efendim” diyerek karşıladığı bir başka anne kıza yıldırım gibi masa ve sandalye çıkarttı. Tüm bunlar yaparken sigarasını hiç bırakmadı.

69


“Yiyecek ne var?”
“Tost”
“Neli?
“Kaşar, sucuk ve karışık”
“Hangisini önerirsin peki?”
“Hepsi iyi işte”
“Iıı... Karışık ver o zaman; ben nerden tanıyorum seni abi?
“Buradan”
“Buraya ilk gelişim”, kısa bir sessizlik “Bir de çay”

Adamın sesi falan tanıdık geldi, sadece görünüşü değil. Düşük bitçeli bir dizinin figürasyonu gibi...


68

Kafelerde, barlarda tek oturan adamlar vardır. Genelde köşe veya çevreyi iyi gören yerleri tercih ederler. Masaları asla çok dolu ya da çok boş olmaz. Bir çay, bira ya da kahveleri her zaman önlerindedir. Sağlam güvenli bir oturuşları vardır. Sırtlarını yaslarlar ve dik duruşları asla bozulmaz. Diğer hiç bozulmayan şeyleri de saçlarıdır. Her an fotoğrafları çekilecek gibi, poz verir halde dururlar. Dış görünüşleri ortalamanın üzerindedir. Kadın, erkek fark etmez herkese bakarlar ama kimseyi rahatsız edecek kadar uzun bakmazlar. Sigarasız düşünülemez ve sigarayı ağır ağır, zevk ala ala içerler. Sonra da kalkar, ufukta yavaşça kaybolurlar

67


Her kız çocuğu alın yazısından  olsa gerek biraz annesine benzer. Anne kız tam karşımdaydılar.Tokaları farklı ama topuzları, saç renkleri, sigaralarını tutuşları hatta kafataslarının şekilleri bile aynıydı. Çoğu anne kız gibi konuaşacakları fazla bir şeyleri yoktu. Üniversite sınavına giren babaların olma ihtimali düşük olduğuna göre küçük kadeşti. Baba gelmediğine göre hayatlarından çıkmıştı. Zaten annede dul olmanın verdiği, kızda da babasız olamnın verdiği hafif erkeksi bir duruş vardı. Suskunca tavla oynayıp durdular, öyle mimiksizlerdi ki kimin kazandığını anlayamadım.

66


Kabaca bir tabirle çirkindi, o kadar çirkindi ki; karşısına hep kaba saba insanlar çıkmış gibiydi. Kılığı kıyafeti bıyığe pespayeydi. Kel olduğu gerçeği ile yüzleşemeyecek kadar keldi. Sabahın onunda, karşısında bir kızla, bir iş hanının avlusunda kağıt oynuyor, neşe saçıyordu. Çevredeki tek neşeli insan oydu, demekki erken kalkmaya alışkındı.

Karşısındaki kızın burnu kocamandı. Her zayıf ve hatlarını sergileyen kız kadar güzeldi. Şakaları ve çayları bitti, aynı anda kalktılar. Kız otururken göründüğünden  daha küçük ve daha çirkin geldi bana. Birkaç adım attılar, adam sigarasını ustaca yaktı ve uzaklaştılar.