eğer biri polisi korkunç olarak göstermek isterse bu kadından daha ideali yoktur. öyle ki okullara bu kadını polis haftasında konuşmacı olarak gönderin, o okuldaki herkes asla suç işlemez; başına bir şey gelir korkusuyla kolay kolay evinden bile dışarı çıkmaz. Allah'ın yarattığı hiçbir süretle dalga geçmek doğru değil biliyorum ama ilk kez böyle bir şey gördüm.
saçları artık hemen hemen bembeyaz olmuş, kısa sayılır, kıvırcık ve bakımsız. kemikleri iri, geniş omuzları var ve son derece kambur yürüyor. yüzündeki kırışıklıklara bakılırsa yaş haddinden emekli olmasının üzerinden en az yirmi sene geçmiş olmalı. kesinlikle erkeklik hormonu kadınlık hormonundan daha baskın. karakol polisi mi biliyorum ama onunla sorgu odasında kalmak kesinlikle istemezdim.
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
6 Ekim 2012 Cumartesi
80
ne kadar ağır ve kekremsi bir parfümü vardı. dolmuşta arkadama oturdu ve arkama kimin oturduğunu bilmesem de oturanın orta yaş üstü bir kadın olduğunu rahatlıkla anlayabilirdim. kafamı çevirip bakmak ayıp, hatta öküzlük olacağını bildiğimden " bir kişi uzatır mısınız?" demesini bekledim ama demedi ve üzerimden elini uzatarak şoföre parayı kendi uzattı. işte o an eline baktım. altın bir künye ve emin olmamakla birlikte altın bir ya da birkaç bileziği vardı. parmaklarının tombulluğundan kadının da şişmanca olduğunu kestirsen de ellerinde hiçbir yıpranma ya da yaşlanınca beliren kahverengi izlerden eser yoktu. Acaba tahmin ettiğim kadar yaşlı değil mi diye düşünürek yolculuğu bitirdim. inerken kaçamak olmayan, alelade bakışlarla kadını süzdüm kırk beş elli yaz aralığında olmalıydı. saçlarını menepoz sonra uzatmayan kadınlardandı ve koyu kırmızı rujundan başka makyaj yapmamıştı.
79
ya ilkokul ya da ortaokul mezunuydu. ne iş yapıyordu bilmiyorum fotokopileri ben şirkette çektiririm diyerek alıyor ve hepimize jest yapıyordu. yaşayamadığı öğrencilik olma durumunun hazzını yaşadığı yerdi onun için ehliyet kursu. sorulara cevap verirkenki istekliliği, doğru söylediği zaman ki mutluluğu, "Hocam" derken ki heyecanı hala aklımda. başkalarına göre nasıl biriydi bilemem ama bize karşı çok iyiydi. Muhtemelen kantinde bana çay ısmarlamışlığı bile vardı.
78
omuzlarına düşmek üzere olan sarı saçları, uzun kolları ve güzel bacakları vardı. yanında bir kız arkadaşı lokantada oturuyorlar ve ben dahil hiç kimse diğer kıza bakmıyordu elbisesinden ve elimi yıkayıp masama geçerken kulak misafiri olduğumdan çıkarımla bankacı olduğunu düşünüyorum.
dikkat çektiğinin, güzelliği ile dikkat çektiğinin, bacaklarının güzelliği ile dikkat çektiğinin farkında olmalıydı. masadan kalkarken yüzüne dikkat ettim ve yüzü de uzun ve güzeldi. diğer kızı hatırlamıyorum ve hayatı boyunda onun yanında gezerse onu kimsenin hatırlamayacağından eminim.
dikkat çektiğinin, güzelliği ile dikkat çektiğinin, bacaklarının güzelliği ile dikkat çektiğinin farkında olmalıydı. masadan kalkarken yüzüne dikkat ettim ve yüzü de uzun ve güzeldi. diğer kızı hatırlamıyorum ve hayatı boyunda onun yanında gezerse onu kimsenin hatırlamayacağından eminim.
77
Bir kamyonetin arkasına dizilmiş on beş adamdılar. saat akşam beş buçuk olduğuna göre muhtemelen işten dönüyorlardı yazın en sıcak günler geçse de hava öğlen vakti yine de sıcaktı. kim bilr ne kadar çok çalışmışlardı. dolmuş durağında beni gördüklerinde; beyaz şapkalı ve top sakallı olan bana biraz kestiler ama mimikleri düşünceleri hakkında hiçbir ipucu vermedi.
kırmızı ışıktı ve hiçbiri yorgun durmuyordu. kendi aralarında da bir şey demiyor, sadece sağa sola kısa bakışlar fırlatıyorlardı. kırmızı ışıkta ben de dolmuşa bindim ve yol boyu onları biraz daha izledim. istiflerini hiç bozmadılar.
kırmızı ışıktı ve hiçbiri yorgun durmuyordu. kendi aralarında da bir şey demiyor, sadece sağa sola kısa bakışlar fırlatıyorlardı. kırmızı ışıkta ben de dolmuşa bindim ve yol boyu onları biraz daha izledim. istiflerini hiç bozmadılar.
4 Ekim 2012 Perşembe
76
Sevgilisi onu
dolmuşa bindirdi. Parayı uzattı ve koltukları süzüp önüme oturdu. İkili koltuğun
koridor tarafına oturup camdan dışarı baktı. O dışarı bakarken ben de onun sol
profiline baktım. Baktığımın farkında olmalıydı hatta fark etmemesi imkansızdı.
Bakışlarımdan hiç rahatsız olmadı. Yüzü güzel değildi, hafif tombuldu, azcık
gıdığı vardı. Ben ona bakmaktan rahatsız oldum, sağa sola baktım ama o
kendisine bakılmasından rahatsız olmadı.
Belkide sevgilisi
ile sevişmiş ya da bir parkta yiyişmişti. Üzerine çökmüş umursamazlığın nedeni
bu olmalıydı. Belki ondan; ne beni, ne de başkasını umursadı. Kendisini güzel
hissediyordu ama hissettiği kadar güzel değildi.
75
Dolmuşa bindiği an
ağır kokusunu hissettim. Bir süre arkamda ayakta durdu, sonra tam önümdeki
koltuğa oturdu. Beyaz bir bluz ve siyah şortu vardı, bir de siyah kilotlu çorapları.
Kocaman beyaz çantasını bacaklarının üzerine koyduktan sonra markasını
bilmediğim ama çok pahalı duran beyaz kılıflı telefonunu çıkartıp menüyü
karıştırdı. Biraz çevreye baktım, bir döndüm biri ile konuşuyordu. Sesi sigaradan
kalınlaşmış gibiydi, bir hanımefendi gibi konuştuğu söylenemezdi.
“Dolmuştayım” dedi
“Taksiye binseydin
ya” demiş olmalı konuştuğu adam,
“Amaan ne olacak”
dedi.
Biraz daha konuştular.
Gözüm açık yakasından göğsüne takıldı. Sanki ahtapotun kolları gibi üç tane
siyah çizgi vardı. Dövmesinin gözüken kısmı buydu. Dövmesini düşündüm durdum. Neden
acaba böyle bir şey yaptırmıştı. Yaftalaman istemesem de pavyon emekçisi gibi
duruyordu. Belki kons, belki şarkıcı. Kimbilir belki de günahını aldım.
3 Ekim 2012 Çarşamba
74
“Kolay gelsin”,
dedi
Beni önünde
dikilidiğim tekel bayiinin sahibi sanmış olmalıydı.
“Eyvallah”, dedim.
“Camiye yardım
topluyoruz da” dedi
“Kolay gelsin”,
dedim
Arkasını dönüp
yürüdü, gitti.
-0-0-0-
Onun içinden
geçtiğini düşündüklerim:
“Tekelci değil mi? Şerefsiz
camiye yardım mı edermiş? Sana selam verende kabahat.”
Benim içinden
geçenler:
“Şerefsiz! Camiye yardımmış.
Zaten kime sorsak camiye yardım ediyor. Ne malum dolandırıcı olmadığın. Elinde
küçük bir kağıt. Adam mı sikiyon lan!”
73
Bir insanın saçı ne
kadar dökülebilirse onun saçı tam o kadar döküktü.Bir kulağının üstünden
başlayıp, enseyi dolanıp, diğer kukağının üstüne kadar uzanan ince, kısa ve
seyrek kıl örtüsü. Dışarısı 40 derece ile o fırının başında çalışıyordu. Yüzü
nemliydi ama terler birleşip bir damla oluşturup, aşağıya doğru akmıyordu.
İşini iyi yapan
birini izlemek keyiflidir. Be kadar iyi yaptığını pideyi yiyince anlayacağım
ama elinin alışık olduğu belliydi. Hamuru eliyle vura vura açıyor, içine bir
avuç kıymayı alıp hamurun göbeğine atıyor, en son kıymayı yayıyordu.
Tahta kırmaya
çalışan iki apaçi ergen irisine demir fırın küreğini verdi sonra o kürekle
hamurları alacak sandım ama almadı. Demir kürek ile kömürleri düzenliyor
olmalı.
Güleryüzlüydü.
Güzel gülüyor, gülecek bir şeyler arıyor gibiydi. Şartları düşününce kesinlikle
mutsuz olmalıydı.
72
Her seferinde
kırılmasına rağmen hala kırılgan. Demek ki fıtratında kırılmak var. Ezik ve
utangaç. Ne yazık ki zavallı. Ellili yaşlarında olmalı. Muhtemelen sigortasız
çalışıyor. Ya boşanmış ya da hayırsız bir kocası var. İki ya da üç tane çocuğu
olmalı. Erkek çocukları babaları gibi, kadına saygısız, tembel ve kötü; kız
çocukları ise evlenip kurtulmaya çalışmış ve muhtemelen evlenip daha da batmış. Bu kötü şartlarda,
artist bir patronun yanında hayatta durmaya çalışıyor.
71
Artist! Patron olmasından
kaynaklı olmalı, kalkık bir buruni buyurgan bir ses tonu, tatsız bir aura.
Üstünde gülkurusu renginde, ense kısmı hafif aşınmış bir tişort.Mavi aşınmış
bir pantolon ve eski püskü, beyaz ayakkabılar. Saçıda, sakalıda üç numara;
ensesinden yukarı doğru sızan ense kılları daha uzun. Mahallenin apaçilerinin
abisi. Parasının verdiği gücü kullannan bir pislik. Sadece iki kez efendi giib
konuştu. Biri açık saçık giyinmiş bir müşterisi ile öteki de hesabı ödeyen
başka öüşteri ile. Onun dışunda herkese artist.
70
Ortası dökük,
taranmış ve uzunca saçları ve bakımlı bıyıkları vardı. Kahveciydi ve
garsonlarda olan seri ve parmak ununda adımları vardı. Mavi Lark’ının son sigarasını
saat 11’de içti ve paketi yumruğunda sıkıp çöpe attı. Sonra da çöpe ayağını
sokup iyice ezdi.
“Buyrun efendim”
diyerek karşıladığı bir başka anne kıza yıldırım gibi masa ve sandalye
çıkarttı. Tüm bunlar yaparken sigarasını hiç bırakmadı.
69
“Yiyecek ne var?”
“Tost”
“Neli?
“Kaşar, sucuk ve
karışık”
“Hangisini
önerirsin peki?”
“Hepsi iyi işte”
“Iıı... Karışık ver
o zaman; ben nerden tanıyorum seni abi?
“Buradan”
“Buraya ilk gelişim”,
kısa bir sessizlik “Bir de çay”
Adamın sesi falan
tanıdık geldi, sadece görünüşü değil. Düşük bitçeli bir dizinin figürasyonu
gibi...
68
Kafelerde,
barlarda tek oturan adamlar vardır. Genelde köşe veya çevreyi iyi gören yerleri
tercih ederler. Masaları asla çok dolu ya da çok boş olmaz. Bir çay, bira ya da
kahveleri her zaman önlerindedir. Sağlam güvenli bir oturuşları vardır.
Sırtlarını yaslarlar ve dik duruşları asla bozulmaz. Diğer hiç bozulmayan
şeyleri de saçlarıdır. Her an fotoğrafları çekilecek gibi, poz verir halde
dururlar. Dış görünüşleri ortalamanın üzerindedir. Kadın, erkek fark etmez
herkese bakarlar ama kimseyi rahatsız edecek kadar uzun bakmazlar. Sigarasız
düşünülemez ve sigarayı ağır ağır, zevk ala ala içerler. Sonra da kalkar,
ufukta yavaşça kaybolurlar
67
Her kız çocuğu alın
yazısından olsa gerek biraz annesine
benzer. Anne kız tam karşımdaydılar.Tokaları farklı ama topuzları, saç
renkleri, sigaralarını tutuşları hatta kafataslarının şekilleri bile aynıydı.
Çoğu anne kız gibi konuaşacakları fazla bir şeyleri yoktu. Üniversite sınavına
giren babaların olma ihtimali düşük olduğuna göre küçük kadeşti. Baba
gelmediğine göre hayatlarından çıkmıştı. Zaten annede dul olmanın verdiği,
kızda da babasız olamnın verdiği hafif erkeksi bir duruş vardı. Suskunca tavla
oynayıp durdular, öyle mimiksizlerdi ki kimin kazandığını anlayamadım.
66
Kabaca bir tabirle
çirkindi, o kadar çirkindi ki; karşısına hep kaba saba insanlar çıkmış gibiydi.
Kılığı kıyafeti bıyığe pespayeydi. Kel olduğu gerçeği ile yüzleşemeyecek kadar
keldi. Sabahın onunda, karşısında bir kızla, bir iş hanının avlusunda kağıt
oynuyor, neşe saçıyordu. Çevredeki tek neşeli insan oydu, demekki erken
kalkmaya alışkındı.
Karşısındaki kızın
burnu kocamandı. Her zayıf ve hatlarını sergileyen kız kadar güzeldi. Şakaları
ve çayları bitti, aynı anda kalktılar. Kız otururken göründüğünden daha küçük ve daha çirkin geldi bana. Birkaç
adım attılar, adam sigarasını ustaca yaktı ve uzaklaştılar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)