Pusetteki çocuk ayaklanırken bir üst kattan onları
izlemeyen kadınlardan biriydi, Fevriye. Yanında kocası ve torunu, kalbinde
oğlunun ve büyük torununun acısı vardı. Hayatının çoğunu geçirdiği balkonundan
yine çevreyi izliyordu. Pusette ayaklanan çocuğu da görmedi, yoldan geçen
arabaları da görmedi, çocuğun annesini de görmedi… Gözleri kalbindeki acıya gömüldüğü
için bakıyor ama görmüyordu o aralar. Ne kocasıyla ne de torunu ile konuştu. Zaten
onlarla yıllardır da gerçekten hiç konuşmuyordu.
Her gece olduğu gibi o gece de Allah’a
uykusunda ölmek için dua etti. Haliyle sabah da mutsuz uyandı. Perdeler çektiği, yastıklarla döşediği balkonuna çıktı; kocasının hazırladığı kahvaltıyı torununun aldığı ekmekle
yedi. Kocasına da torununa da; ne günaydın ne de elinize sağlık dedi. Balkondan
bakmaya devam etti.
Oğlu hapisteydi, kaç yıl yediğini bilmiyordu
bile. Bir gece karısını öldürmüş, sonra aylarca polisten kaçmış, en sonunda da
kendi teslim olmuştu. O günden beri zeka geriliği olan torunu Zeynel’e o
bakıyordu.
Zeynel’in abisi de hapisteydi. Girip girip çıkıyordu. Zeynel çolak ve zeka
geriliği olduğu için kontrol edebilmişlerdi ama Veysel’i tutamamışlardı. Kavga
etti, adam bıçakladı, hırsızlık yaptı… İşlenebilecek tüm küçük suçları işledi.
Şimdi yine içerideydi ve Fevriye için için çıkmasını istemiyordu.
Ve Fevriye tüm bunlardan hep kocasını sorumlu
tutuyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder