"Beş dakika kalsanız iyi
olur", dedi. Adım kadar eminim ki; en az benim kadar çingeneydi. Başında
ya kırmızı ya da yeşil, taç ya da toka olurdu hep. Savruk, kesinlikle kadınsı
olmayan, meydan okur bir yürüyüşü vardı. Sanki ağzından bir sakız varmış
gibiydi çenesi. Bunu mevcut diklenişinin bir parçası olarak kendi olmuşturmuş
gibiydi. Hastane sahibinin, başhekimin ya da en azından bir doktorun karşısında
görmek isterdim onu. “Evet efendim”, “Baş üstüne efendim” durumundayken.
Evli miydi? Sevgilisi var mıydı? O adam
nasıl biriydi ve acaba nasıl cilveleşiyorlardı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder