Henüz resmi olarak
yaza girmedik ama çocuk bildiğin zenci olmuş. Başı biraz öne eğik yürüdüğünden
dolayı özellikle ensesi simsiyah. Bazı insanlar , korkarım ki biri de benim,
soyumuzda afrikalılık olduğunu düşündürür. Patronun çocuğu Metehan tam böyledi.
Memleketi hakkında kaçak cevaplar verdi, Ankara biraz bekledikten sonra Gölbaşı
dedi. Patronun oğlu Mithat, demelerime hiç bozulmadı. O bozulmadıkça ben
şımardım. Arada sırtına bir vurdum. Uzuyor ama bir yandan da irileşiyordu ve
şimdilik gayet efendi bir çocuktu. Kılık kıyafetine bakınca kimse ona patronun
oğlu demezdi; kötü bir tişört, yanı kalitesizlikte bir eşofman vardı üzerinde. Zaten
patron oğlunu çalışanın yanına çalışmaya gönderdiğine göre bir bildiği vardı. Takdir
edilesi bir durumdu.
Sonra kitaplığa
baktım. Okumadığım değer verdiğim bir kitap varsa vereyim dedim ve görür görmez
“bu acaba buraya nasıl girdi?” diye içimden geçirdiğim bir kitabı çıkarttım. Sonra
çözemediğim problemlerinden biri olan hediye verememe durumu tekrarladı. Şimdi
keşke verseydim diyorum ama zaten ona o kitabı veremediğim zaman da “keşke
verseydim” diyeceğimi biliyordum.
Tam bir esnaf,
perdeci olacağı gün, üzerindeki bu mahcubiyeti atacağı günü merak ediyorum. Evlerine
gittiği müşterilerle sohbet açacağı,
arada menfaate dayalı bir ilişki kurulsun diye yapacağı muhabbetleri merak
ediyorum. Kaba bir tabirle yırtılacağı günü merak ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder