Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

4 Mayıs 2013 Cumartesi

rodi'deki tezgahtar


Hınca hınç alışveriş merkezinin iğne atmaz yere düşmez kafetaryasında insanlar masa için sıra beklerlerken o masada tek başına oturuyor; ne bir şey yiyor, ne bir şey içiyordu. Masalar çok yakın olduğundan sanki aynı masada gibiydik. Fısıldayarak konuşsam ile duyabilirdi. Tam karşımdaydı. Ne ben ondan gözlerimi kaçırdım; ne o benden gözlerini kaçırdı. İkimiz de birbirimizin umurunda değil gibiydik.

Boynunda rodi’de çalıştığını gösteren bir kimlik vardı. Kot pantolonu ve vişne çürüğü bir tişört giyiyordu. Ruju var mıydı bilmiyorum, dikkat etmedim ama yüzünde zerre makyaj yoktu. Cildi lekeliydi. Göz kapaklarının altında lekelerden vardı. Belki ondan hiç ortamın en güzel kızı olamamıştı. Bir de kulakları çirkindi. Kim kulaklara bakar ki?

Sigara içip durdu. Hatta sadece arada birkaç kez dumansız hava aldı o kadar. Sigarayı efkarlı tutuyordu, gözleri efkarlı bakıyordu. En fazla 27 yaşındaydı ama hüznü ondan birkaç yaz daha büyük gibiydi. Ne derdi olabilir ki diye düşündüm bir ara. Bir kız güzel olmayınca hüznüne bakıyordum. Para, sevgili, evlenememe... Ensest ya da cinayet olamazdı. Hüznü sert değil, sürekli gibiydi. Efkar sigarasının hakkını veriyordu.

Arada unuttum onu, soldaki cilveleşen varoş çifte baktım, sonra döndüm, görüntü aynıydı. Bir konuyu ne kadar uzun düşünebiliyordu? İlk kez onun hayatında bir şeyi kıskandım. Sonra belki de tüm efkarlara aynı tepkiyi veriyordu diye düşündüm. Belki abartıyordur, dedim içimden.

Şimdi düşünüyorum da, neden yüzüğüne bakmadım. Kimseyle evlenmeyi düşünmediğimden olsa gerek. Alıcı değil bakıcıyım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder