Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
25 Aralık 2012 Salı
85
Kapıyı ürkekçe tıklatıp kafamı odadan içeri soktuğumda adamın suratından önce bilgisayar ekranındaki flash oyuna gözüm takıldı. Daha önce oynadığım ama beni çok sarmayan, özensiz bir bilardo oyunu açıktı. Sanki baskın yemiş gibi heyecanla oyunu kapattı ve yerine baktığı dişçi hanımın babaannesi öldüğü için burada olamadığından ve randevumun gelecek hafta aynı saate ertelendiğini iletişim derslerinde okutulacak kadar sorunlu iletişim örneğiymişcesine anlattı. Bilmiyorum, belki de başka bir şey anlattı ama ben bunu anladım.
"Geçici dolgum düştü ama" dediğimde çocuğun korktuğunu hissettim. Evet, içeri girdiğimde adam sandığımın aslında çocuk olduğunu yeni fark ediyordum. Dolguma baktı ve,
"Bir iki milimlik bir kalkma var ama biz kanalın kapalı olmasına özen gösteriyoruz" gibi bir şey söyledi. Sonra bir şeyler daha söyledi ama anlamadım kartvizite adımı yazmaya kalktı. Soyadımı yazmadı. Soyadımı yazmayan insanlardan nefret ediyorum.
24 Aralık 2012 Pazartesi
84
21 Aralık 2012 Cuma
83
20 Aralık 2012 Perşembe
82
Cahildi ve cesurdu. Bizim ve yan komşumuzun ziline basmıştı. 1 ve 2 numaralara. Apartmanın girişindeli daire numaralarına göre dizilmiş zillerin en alttakilerine. Boyu anca 1 ve 2 numaralara yeten çocuklar da evlerine girmek için zilimize basarlardı. Yaşlı kadıncağız da çok uzun sayılmazdı ama en azından zillerin yarısına basabilecek kadar uzun olmalıydı. 1 ve 2 numaralar olarak kapıyı açtık. Ben postacıdır diye düşündüm. Gerçi çok sağlam yağmur yağıyordu ve postacı beklemiyordum ama öğlenin köründe kapımı çalacak başka kimse yoktu. Apartman otomatına bastım ve merakla kimin geleceğini beklemeye başladım. Apartmanımızdaki bir diğer teknoloji harikası olan sensörlü ışıklar yandı. öğlenin körü olmasına rağmen demek hava o derece kapalıydı. meraklı gözlerle kim gelecek diye bakarken 1 numara da kapısını açtı, beni kapıda görünce ona özel bir durum olmadığını anlayıp bozuldu. " Kimmiş kapıyı çalan?" dedi, " adamın yüzüne bile bakmadan, " Bilmem" dedim. Gözüm kapıdaydı.
Dilenci kılıklı yaşlı teyze, biraz utangaç gözlerle bana baktı. poffladım ve kapıyı sertçe kapattım. Bazen biraz adileşiyorum
16 Aralık 2012 Pazar
81
6 Ekim 2012 Cumartesi
81
saçları artık hemen hemen bembeyaz olmuş, kısa sayılır, kıvırcık ve bakımsız. kemikleri iri, geniş omuzları var ve son derece kambur yürüyor. yüzündeki kırışıklıklara bakılırsa yaş haddinden emekli olmasının üzerinden en az yirmi sene geçmiş olmalı. kesinlikle erkeklik hormonu kadınlık hormonundan daha baskın. karakol polisi mi biliyorum ama onunla sorgu odasında kalmak kesinlikle istemezdim.
80
79
78
dikkat çektiğinin, güzelliği ile dikkat çektiğinin, bacaklarının güzelliği ile dikkat çektiğinin farkında olmalıydı. masadan kalkarken yüzüne dikkat ettim ve yüzü de uzun ve güzeldi. diğer kızı hatırlamıyorum ve hayatı boyunda onun yanında gezerse onu kimsenin hatırlamayacağından eminim.
77
kırmızı ışıktı ve hiçbiri yorgun durmuyordu. kendi aralarında da bir şey demiyor, sadece sağa sola kısa bakışlar fırlatıyorlardı. kırmızı ışıkta ben de dolmuşa bindim ve yol boyu onları biraz daha izledim. istiflerini hiç bozmadılar.
4 Ekim 2012 Perşembe
76
75
3 Ekim 2012 Çarşamba
74
73
72
71
70
69
68
67
66
8 Ağustos 2012 Çarşamba
65
64
63
7 Ağustos 2012 Salı
62
30 Temmuz 2012 Pazartesi
61
60
26 Temmuz 2012 Perşembe
59
58
25 Temmuz 2012 Çarşamba
57
56
55
54
çenesinin alt kısmı uzundu. eğer cinayet işlerse onu tanımayan görgü tanığının polise vereceği ifadenin ilk cümlesi bu olur. sanki ağzında sakız vardı. güler yüzlüydü ama kötü bir gün ya da kötü bir ay geçiriyor gibiydi. yemek konusunda tasiyelerde bulundu, servisi hızla ve güzelce yaptı, güler yüzü solmadı ama sonra biraz sert yaptı.
sesten rahatsız olduğumuzu söylediğimde "jenaratör bu, elektrik gelene kadar böyle, yapacağım bir şey yok" dedi. ama biraz sert dedi. sonra kalktık ve jenaratörden uzak bir yere oturduk. sonra da hiç görmedim onu.
53
52
siyah tişörtünün arkası spor kesimdi ve içindeki siyah sütyenin askıları apaçık ortadaydı. sadece sırtını gördüm. kimdi bilmiyorum ama varoş mahallemde, bir köşede, sokağın serseriler tarafından tutulmuş bölgede, herkese isyan edercesine, arkası dönük kolasını içiyordu. tam teravinin dağılma vaktiydi; bilmiyorum biliyor muydu? çoğu yaşlılardan oluşan kalabalığın bir kısmı hemen arkalarından geçecekti ve eğer mahallemizin kızıysa biri kesinlikle tanıyacak ve eve gidip karısına yetiştirecekti. zincir kadına geldiği anda da salkıma dönüşecek ve devam edecekti. hem artık bizim buralarda namus cinayeti işlenmiyordu.
on beş dakika sonra ben döndüğümde yoklardı. ne kız, ne serseriler. oysa öyle görmek isterdim ki yüzünü kimdi?
51
cami koruma derneğinin önünde çay içiyor ve gazete okuyorlardı. küçük sayılabilecek bir yerde yaşamanın verdiği sahiplenme üzerlerindeydi ve western filminde bara giren yabancıya atılan bakışları atmakta çekinmiyorlardı. hepsi yaşlıydı. hepsinde üst yarısı enlemesine çizgili tişörtlerden vardı. bir kısmında ise o tişörtteki cepte sigaranın verdiği şişkinlik vardı. yine hepsinde kumaş pantolon vardı. soluk renkte, krem ya da yeşil. hepsinin kemeri vardı. ayaklarında ise eski ve kirli, tozlu ayakkabları vardı.
sakal yaşla orantılı olmaydı. en yaşlı en uzun sakallı, en genç ise sinek kaydıydı. bakışları hiç kaçamaklaşmadı. ben giderken de arkamdan baktıkları belliydi. akyurtta yabancılar pek sevilmezdi.
50
" aaa beni sadece bir kez o da beş yıl önce gördün nasıl hatırlıyorsun?", demişti ve bence sorunun cevabını o da biliyordu. çenesindeki o büyük ben onu her zaman hatırlanır kılmıştı. muhtemelen ergenliği boyunca nefret ettiği daha sonra kabullendiği bu damgasının tek faydası da oydu. onu hatırlanır kılmak.
" nerden hatırlayacak, çenendeki ben yüzüdendir", demek geldiyse de içimden sustum. hem bananeydi, hem adnı bile bilmiyordum. yine de içimdeki haylaz piçe engel olamadım ve çenemi kaşıdım.
49
ortam ne kadar kalabalık olursa olsun bir kişi vardır ve diğer herkesten çok farklıdır. o kişinin fark edilmesi en dikkatsiz gözlerde bile saniyeler sürer ya. işte bu adam öyle bir tipti.
kıvırcık, hem de çok sık ve çok kıvırcık saçları vardı. üzerinde beyaz bir gömlek ve liseli laciverti bir ceket, altında taşlanmış kot pantolon ve kırmızı spor ayakkabılar. hani ortam okul olsa delirmiş bir lise öğrencisi de denebilirdi çünkü yüzünde zerre sakal ya da bıyık yoktu ve köselerde olan o matımsı parlaklık hakimdi. yüzü işe çok ilgiçti.
dümdüz bir suratı vardı.belirgin olmayan bir burun ve soluk beyaz ten. en acayip yer ise gözleriydi. tam çekik gözlüydü. Sanki ülkemize japonyadan gelmiş ve lise okurken çevresine uyum sağlayamadığı için delirmiş, "aman elin japonu, ses çıkartmayalım da okulu bitirip siktirip gitsin" diyen bir okul müdürü tarafından idare ediliyormuş gibiydi.
herkes gibi, ister istemez ben de izledim durdum onu. feci neşeliydi. karşısında bir çift oturuyordu ama tüm şakaları bu yapıyor etrafına neşe saçıyordu. bence benden yaşlıydı.
1 Temmuz 2012 Pazar
48 - kader
18 Haziran 2012 Pazartesi
47
11 Haziran 2012 Pazartesi
46
45
31 Mayıs 2012 Perşembe
44
43
42
41
40
39
38
37
36
35
34
7 Mayıs 2012 Pazartesi
33
32
31
30
29
28
27
26
25
24
23
22
21
20
26 Nisan 2012 Perşembe
19
25 Nisan 2012 Çarşamba
18
17
16
15
14
20 Nisan 2012 Cuma
13
19 Nisan 2012 Perşembe
12
Seçim günleri gergin zamanlardır. Her seçimde sekiz on kişi muhakkak öldürülür. Rekabet her zaman gerginliğe gebedir zaten.
Bu adam, mütesettir karısı ve küçük kızı ile gelmişti oy vermeye. Kılık kıyafetleri gösteriyordu ki; orta halli olmaya çalışan insanlardı. Oylarını vermiş, okulun kapısında denk geldikleri bir tanıdık ile iki çift laf ediyorlardı. Adamın sohbetini köpek havlaması ve kızının çığlıkları böldü. Korktu adam. Kızına zarar gelmesinden korktu. Baktı ki kızını köpek ıssırmamış, ama kızı çok korkmuş, adamın korkusu öfkeye döndü. Hızla ve hırsla köpeğin sahibi elemana koştu, bağırıp çağırıyordu ama küfretmiyordu – ne dediğini anımsamıyorum –
Köpek sahibi eleman suçlu olmaın verdiği mahcubiyetle geri çekildi. Adam solaktı, sol yumruğunu kaldırdı ama elemana vuramadı. Kendi yerinde zıpladı, bağırmaya devam etti ama yumruğu indiremedi.
Polisten korkmuş olabilirdi, köpekten korkmuş olabilirdi, kendinden daha genç ve sağlıklı duran elemandan korkmuş olabilirdi ya da bilmediğim ve asla bilemeyeceğim başka bir şeyden korkmuş olabilirdi.. O yumuruğu indiremedi.
Polis geldi, köpeği ve sahibi olan elemanı kovdu, adam ağlayan kızı ile ilgilendi.
11
Amacı ortam yapmak, hava atmaktı. Yavru husky cinsi köpeğinin gözleri buz mavisiydi, o da buz mavisi bir kot pantalon ve yine mavi tonlarda ekose bir kazak giymişti. Konu üzerinde biraz kafa yorunca belki de birini bekliyordu. O mahalleden olan ve oy veren biri o kapıdan muhakkak geçecekti. Belki kızı bir kez durakta görmüş ve aşık olmuştu. Oy vermeye geldiğinde kızı görecek, oy verdikten sonra da evine kadar takip edecek ve hayatının geri kalanının o kızı orada bekleyerek geçirecekti. İçinde bulunduğu çirkin varoşluğun altında romantik bir durum da olabilirdi.
Köpeğinin tasması yoktu. Bir köpeği olmak havalı bir şeyse, o köpeği tasmasız kontrol etmek daha da havalı bir şey olmalıydı ama sonra köpek yanından kaçtı ve küçük bir kıza doğru havlamaya başladı. Küçük kız çok korktu; bir çığlık, bir kargaşa ve kızın babası elemana doğru koştu, yumruğunu kaldırdı ama vuracak cesareti bulamadı, sadece diklendi. Malum seçim günü, hemen kapıdaki polisler olaya müdahil oldu. Kargaşa devam etti. Polis her zamanki gibi uzlaştırıcılığını ortaya koydu ve köpekli eleman olay yerinden kovuldu.
Aşk acısı sürgünle sonuçlanan köpekli eleman yanında köpeği ile küfrede küfrede ve intikam sözleri - göstecem ben onlara- ile evine doğru yol aldı.
16 Nisan 2012 Pazartesi
10
Ezgi dersanesine gittiğim, anadolu liseline hazırlandığım dönemler. Dersanenin en çalışkan öğrenciydi. Tüm denemelerde hep o birinci olurdu. Sınıflarımız aynı değildi; ek ders, etüd gibi zımbırtılarda görürdük onu. Burnu kalktıktı ama çok da değildi. İnceden bir kıskançlık ile hayranlık arası duygularım vardı. Mesela o dönemden sadece onun ve Arda’nın adını hatırlıyorum.
Sonra bir etütte ağlamaya başladı. İkinci olduğunu sanmıyorum, daha düşük netlerle birinci olmuş olmalı. Zırıl zırıl ağlıyordu. Mavi okul üniforması, sarı kumral saçları var aklımda bir de ağlarken kıpkırmızı olduğu. Öğretmen yanına oturup teselliye girişmişti sanırım. Ona karşı duygularım o zaman da karışmıştı. Hem üzülmüş, bir yandan da içimin yağları erimişti.
9
Tanımaz, etmedim... Anneannesi mi, babaannesi mi ne yan apartmanda otururdu ve sömestir ve yaz tatillerinin uzun zamanını burada geçirirdi. Anne babası Kenan’ı neden buraya salarlardı ve haftalarca bırakırlardı bilemem, sadece ayrı olmadıklarını hatırlıyorum. Küçükken bunu sorgulamak hiç aklıma gelmezdi.
Hepimizden yakışıklıydı Kenan ve yakışıklılık da Kenan’dan sonra gelen arkadaşımızın kulağı yoktu. Kahverengi saçları, güzel kıyafetleri vardı; hepimizden biraz uzundu – Son gördüğüm zaman onun boyuna yetişmiş olabilirim – neşeliydi, keyifliydi ve futboldan çok anlamazdı. Zaten futboldan da onlasa doğal olarak liderimiz olurdu. Karakteri uyumlu olduğu için kaleye geçmeyi sorun etmezdi ve Serdar’la kanka oldukları aynı takımda olurlar ve bizi hep yenerlerdi.
Yine bizden farklı olarak Kenan’ın kızlarla arası iyiydi. Hepsiyle konuşurdu, sıcaktı, rahattı. Kızlar en çok onu ve Serdar’ı severdi. Onlar bir bankta kızlarlar konuşurken ben kapıcının oğlu Yalçın’ı kaleye sokar, şut çalışırdım.
8
Onun dışında güleryüzlü bir adamdı. Bmw’si olduğunda, servise bizden başka kimseyi almayıp sigara içerek bir yolculuk yapmayı planladığından falan bahsetti. Otel çok iyi ama şimdi mevsimi değil, yazları çok daha güzel olur, aramızda kalsın, dedi. Hep arkadan iş çeviren, çaktırmadan bir şeyler yapan, saman altından su yürüten bir yanı var gibiydi. İnice el sıkıştık sanırım.
7
Kimse ile göz temasına girmiyordu. Bir garip havası vardı; sanki tüm gözlükler onundu ve bize ödünç veriyor gibiydi. O olmasa filmden hiçbir şey anlayamazdık ve ona muhtaçtık.
Film bitti, bizde ona gözlükleri aynı havayla verdik. “ Al gözlüklerini,artık ihtiyacımız yok!Seninle işimiz bitti”.
6
Kimbilir nereden geliyordu? Kahverebgi kahve rengi giyinmiş balık etli bir kadındı. Sivri topuklu bir ayakkabı giyiyordu. Yürürken zorlandığı belliydi, belki canı bile yanıyordu. Elinde bej çantası sürüklenirken bir anda durdu. Duyduğu an baktığım belli olmasın diye bakışlarımı üzerinden çektim. Paçasındaki tozu eli ile çırptı. Çırpışlarında bir öfke vardı. Sert sert vuruyordu paçasına. Sonra yürümeye devam etti, birkaç saniye daha baktım.
5
4
Yaşayacağı zamanın, yaşadığından az olduğunun farkında. Ondandır ki hazır para var, gezeyim anasını satayım; tavrında. Gezdiği yerleri, yaptığı yolculukları uzun uzun anlatıyor. Yirmi sene önce birkaç saat kaldığı Afyon bile onun için unutulmaz bir anı.
Çocuklarından ve torunlarından bahsederken gözleri parlıyor. Gelin almadık, kız aldık diyor. Ne kadar muhteşem bir kaynana olduğundan ve oğlunun evliliği esnasında yaşanan kriz anlarında ne kadar yerinde müdahaleler yaptığından övünç ile bahsediyor.
Kural tanımaz bir yanı da var, insanlarla konuşmaktan hiç çekinmiyor. Eşi ile tatlı sert bir havaları. Kimseye mutlu denmez ama mutluymuş gibiyi iyi oynuyorlar.
3
Görmüş geçirmiş altmışına dayanmış. Ölümü kabullenmiş ya da hazırlıklı bir hali kesinlikle yok. 15 sene önceki Rusya seyahatini anlatacak yer arıyor. Eşi Müjgan’dan daral gelmiş. “Neyim varsa yoksa oğullarım, torunlarım için” deyip duruyor. Paraya önem vermem havasında olsa da tam tersi, konu para olunca babasını tanımaz. Konuşma sesi, üslubu çok güzel; yılların getirdiği esnaflıktan yadigar olsa gerek.
İçki ve itibarlı dostlarından bahsedip duruyor, bir de eti ve mangalı çok sevdiğinden. Sivas’dan kalfalarımı getirdim, artık çocuklarım gibi oldular diyor ve bana samimi de geliyor. İşi gücü zaten onlara devrettiği aşikar. Bir ilacı bilemediğini fark ettim. Yine yaşlılarda olan bir şeyi birkaç kez, sanki ilk kez söylüyormuş gibi söyleme. İyi adam sayılır. Bir de hamamda gördüm de bildiğin ayı.
2
Otuz beş yaşlarında mutsuz bir kadın. Yüzüğünü çıkartmamış ama çok da evli gibi bir havası yok. Psikologlar, rehber öğretmenler gibi konuşuyor. Kesin birkaç tane nlp kitabı parçalamış ve muhtemelen workshoplara gitmiş. Bir ara elini omzuma attığında bir ilaç öneriyordu ve kendine biçtiği şifacı rolünü hemen hemen içtenlikle oynuyordu. Makyaj yapmamak, saçlarına çok özen göstermemek, spor giyinmek ve o ses tonu – ki beni çok gerer- tamamen kendisine çizdiği o rolün gerekliliği.
Doktorların çaresiz kaldığı zamanlar kendisine yöneldiğinden ve çare bulduğundan bahsetti iki kez. Konsept eczaneymiş kendisininki. Bitkisel tedavi ve bitki takviyeleri falan fistan. Kesinlikle sıkıcı.